6 Mayıs 2015 Çarşamba

Keşkek'in hikayesi



Her yemeğin bir hikayesi vardır demiştik ve devam ediyoruz. Yazı biraz uzun ama şöyle bir kahveyle okumayı sevenler için harika bir yazı. :)


KEŞKEK YEMEĞİNİN HİKÂYESİ... Mutlu ve hüzünlü günlerin baş yemeği keşkeğin, UNESCO'nun "Somut olmayan kültürel miras" listesine girdi.
KEŞKEK YEMEĞİNİN HİKÂYESİ


 Mutlu ve hüzünlü günlerin baş yemeği keşkeğin, UNESCO'nun "Somut olmayan kültürel miras" listesine girdi.

“Keşkek”Hikaye 1
  Yavuz Sultan Selim Han’ın 1514 yılında düzenlediği İran seferi dönüşü ordusunu dinlendirmek ve kışı geçirmek üzere doğduğu şehir Amasya’ya doğru yola çıktığı haber alınır. Yol üzerinde bulunan köylerden birinde bu haberi alan yaşlı bir kadın ne olursa olsun Padişah efendisini evine buyur edecek bir tabak aş ikram edecektir. Evinin ambarında bulunan iri yarma ve nohut ile birkaç gün öncesinde komşularının verdiği kuzu etinden geriye kalan az etli kaburgalardan başka bir şey de yoktur. Ve yine ne olursa olsun ihtiyar kadın elinde bulunanlarla yemeğini yapacaktır.
   Büyük bir heyecanla başlar yemek yapmaya. Fırınında ekmeklerini bir güzel pişirir. Yanan fırınında sık sık yalnızca kendisi için yaptığı fakir yemeğinden öyle bir pişirecekti ki yiyenlerin tadı damaklarında kalacaktı.   Evinde, elinde avucunda ne varsa kullanacaktı. Ancak yemeğe lezzet verecek olan etin az olduğunun fark edilmemesi düşüncesiyle önce toprak küpün en altına az etli kaburgaları yerleştirir. Üzerine bir tas yarma, bir tas da nohut ilâve edip su ile doldurur. Tuzunu ekeler. Daha sonra bahçedeki ekmek fırınına sürer.
   Fırındaki odun ateşinde küpteki yemek pişe dursun bir taraftan diğer taraftan da gözleri yoldadır.  Küp, ateş içinde ısındıkça suyunu kaybeder. Küp içindeki su eksildikçe üzerine su ilâve eder. Ama bir türlü Padişahın askerleri görülmez. Aradan saatler geçer yolda ne gelen var ne giden. Fırındaki yemekte ısındıkça kaynar,
kaynadıkça üzerine su ekler, su eklendikçe yarma ve nohutları iyice erir. Gece biter,sabaha kadar fırındaki ateşi söndürmez, yemeğini sıcak tutar. Nihayet sabahın ilk ışıklarında Padişahın askerlerinin atlarını terletircesine koşturarak geldiklerini görür. İhtiyar kadın heyecanla yolu keser. Padişahı sorar, bir kepçe aşından tatmadan, bir tas ayranını içirmeden göndermeyeceğini yalvarırcasına söyler. Bu ısrara dayanamayan askerler mola vermek zorunda kalırlar.
“Hele ana çıkar bakalım şu aşını, bakalım Padişah efendimize yakışır mı?” derler. Kadın öyle heyecanlıdır ki, fırında bekleyen küpünü çıkarır, askerlerin sofrasına yerleştirir. Askerler yemeği kontrol etmek maksadıyla küpün içine bakarlar. Küp içinde et kokusu var ama sanki et yoktur. Fırında saatlerce kaynayan kaburga etleri lokum gibi erimiştir. Yemeğin görünüşü ilk bakışta memnun etmez askerleri. Askerin biri yaşlı kadına dönerek; “Keşke etli olsaydı” der. Kadın tahta kepçeyi küpün içine daldırır, karıştırır, kaburganın üzerine kalabilen etleri küpün üzerine çıkarır. “Hele şimdi bak oğul” der. Bir kaşık tadarlar. Bir kaşık daha derken aşın lezzetini alan askerler “Keşke etli olsaydı” dediklerinden utanırlar. Hem de Yavuz Sultan Selim Han’ın sofrasına yakışan bir yemek olduğu kanaatine varırlar.
    Padişah bu köylünün sıcak sofrasına misafir edilir. Köylü kadın, askerlerin “Keşke etli olsaydı” dediği yemeğini ikram eder. Padişah bu yemeği afiyetle yediği gibi, aşçıbaşısına da Amasya’ya ilk gidildiği vakit bu yemekten yapmasını bütün orduya dağıtılması emrini verir.
    İşte “Keşke etli olsaydı” denen yemek Padişah sofrasında yer alır ve zamanla “Keşkek” diye ünlenir.
    Artık Keşkek, Amasyalı’nın baş yemeğidir Bayram sabahlarının, özel ziyafetlerin, en saygın misafirlerin ikram edilen vazgeçilmez yemeğidir. Ne de olsa Padişahın beğendiği ve koskoca ordusuna ikram da bulunduğu çok özel bir yemektir o.


“Keşkek”Hikaye 2
Tarihte rahmetli Kara Mustafa Paşa bir süreliğine eşi ve ailesiyle koyu Marınca’ ya
gelmiştir. Kızı Fatma Hanım Marınca’da ciddi bir rahatsızlığa yakalanmıştır. Rahatsızlığının nedeni ise
tamamen iştahının kapalı olması ve hiç bir şey yiyip içememesidir. Bu rahatsızlık 10 günlük sureyi
aşınca paşayı çok ciddi bir sıkıntı sarmış, Yakınlardaki doktor ve hekimlere derhal haber edilerek
kızının rahatsızlığına çare aranmaya başlanmıştır. Bir kaç günlük bir süreçte sonuç alınamayınca pasa
isi daha da sıkı tutarak aradan şaklabanları çıkarmak amacıyla demiş ki;
--“Kim ki kızım Fatma’yı sıhhatine kavuşturursa ciddi şekilde ödüllendireceğim. Ama kim ki aynı
niyetle gelir de başaramazsa ciddi şekilde cezalandıracağım.”
Tabi bu fermanla kendisine güvenemeyen ödül peşindeki şaklabanlar aradan çıkmış ve gerçek
doktorlar köşke gelerek çalışmaya başlamışlardır. Hatta konunun duyulmasıyla birlikte İstanbul’da
yaşayan Uzakdoğulu saray hekimleri bile Fatma hanımin sıhhati için buraya gelmişlerdir. Ama
sonuç nafiledir ve paşa hiddetlendikçe hiddetlenmektedir. En son Merzifon’un yayla köylerinde
yaşayan karı koca çobanlık yapan yaşlı bir çift, “Biz Fatma hanıma yemek yediririz”, diye
köşke gelmişlerdir. Paşanın çok fazla bir seçeneği kalmadığı için son çare çoban karı kocaya izin
vermiştir.
Dibekte dövülerek kabuğu alınmış tane diri buğdayın içine 3 gün aç bırakılan (içinin
temizlenmesi acısından) kesilmiş dişi ördeği koyarak fırına vermişlerdir. Tabi o zaman böyle bir
yemek var ama aş olarak biliniyor adı keşkek değil. Pasa ve ailesi dört gözle yemeğin pişmesini
beklerken ikide bir hiddetlenen Paşa, “Bre bu yemek nasıl yemektir. Saatler olmuş daha
pişmedi mi?” diye sorgularken sabaha karşı fırından alınan yemek sıcaklığı ile tahta kaşıkla bir
süre vurularak eritildikten sonra Fatma hanımın yattığı odanın içinde kömürlü kahve mangalında
tereyağı eritilmiş acı biber salçası ile yemeğin sosu yapılmıştır. Tabi bu esnada odayı tamamen
tereyağı kokusu sarmıştır.
Tereyağı ve acı biberli sosu yaşlı çoban Fatma hanımın dudaklarına kaşıkla sürdüğü zaman,
Fatma hanım kendine gelerek diliyle dudaklarındaki sosu yalayarak tadına bakar ve “Rüyam da bir
yemek yedim daha önce hiç böyle yemek yememiştim, o yemekten yemek istiyorum”.
Deyince Paşa bir küçük çocuk edasında sevinerek havalara uçmuş. Yaşlı çobanda hemen buğdayın
üzerine sosu dökerek Fatma hanıma yedirmeye başlamıştır. Tabi paşanın kızı yemeğini yiyip iyileşme
belirtileri gösterince pasa ve yanındaki yaverleri sofraya oturmuşlar ve paşa emir buyurmuş;
-- “Bu yemek nasıl yemektir getirin hele bizde bir tadalım.”
deyince hemen hizmetli cariyeler tarafından kalan aş sofraya konmuştur. Tabi dört ya da beş kişiden
oluşan gösterince pasa ve yaverleri birer ikişer kaşık alınca aş biter. Paşa, “ Getirin hele biraz daha
getirin nede güzelmiş bu aş” deyince üzülerek başka kalmadığını söylerler. Paşa bu defa “içini
çekerek
--KEŞKE biraz daha yapsaydınız.” der. Bu arada paşanın yardımcısı,
--“paşam yemeğin adı bundan sonra KEŞKE mi olsun?” diye sorar.
Paşada; “evet bu yemeğin ismi bundan sonra KEŞKEK olsun” der ve bu konuda fermanimdir diyerek ;
--Bu yemek bundan sonra KESKEK diye anıla,
--isteyen sabah öğlen akşam yiye,
--bayramlarda düğünlerde nişanlarda nikâhlarda zengin fakir demeden her hanede KEŞKEK yapila,
--Bu günden itibaren kırk gün konağımda halka KEŞKEK dağıtıla.
diyerek fermanin o tarihten itibaren uygulanmasini ister.
Yemeği yaparak kızını iyileştiren çoban çifte de ödül olarak kendi köylerinde iyi bir ev, iki ayri
ahir ve istedikleri kadar küçükbaş büyük baş hayvan verile. Diyerek cömertliğini göstermiştir.
Evet, KEŞKEĞİ’nin hikâyesi budur. Acaba tüm Türkiye’de meşhur olan ama Merzifon’un
vazgeçilmezleri arasinda’ki keşkeğin bu tarihi hikâyesini biliyor muyduk?

KEŞKEK TARİFİ...
KAÇ KİŞİLİK: 8-10
HAZIRLAMA SÜRESİ: 15 dk
PİŞME SÜRESİ: 75 dk
Malzemeler:
300 gr dövme (aşurelik buğday)
100 gr nohut
5.5 Su bardağı su
750 gr kemikli koyun eti
60 gr margarin
Tuz, karabiber, kırmızı tozbiber
Hazırlanışı:
* Dövme ve nohudu akşamdan 2.5 bardak su ile ıslatın. Eti basınçlı tencereye alın. Nohut ve dövmeyi süzüp sularını ayırın ve malzemeyi tencereye ekleyin. Islatma suyunu 4 su bardağına tamamlayın. Margarinin yarısını Su, karabiber ve Tuzu ekleyip dövme lapalaşıncaya kadar 75 Dakika pişirin.
* Etin kemiklerini ayırın ve keşkeği büyük bir tencereye alın. Tahta kaşıkla (ya da tahta tokmakla) ezerek karıştırın. Keşkeği servis tabağına alın. Kırmızı tozbiberi kalan margarinle kızdırıp üzerine gezdirin. Ilık olarak servis yapın.

kaynak: http://ayseustunol.blogspot.com.tr/2013/08/keskek-yemeginin-hikayesi-mutlu-ve.html

5 Mayıs 2015 Salı

şekerpare







kendisi küçük lezzeti büyük: şekerpare :)

Şekerpare
Şekerpare Tarifi'nin Malzemeleri

4 yumurta
1 pk. Pudra şekeri
1 kg un
2 pk. Kabartma tozu
500 gr. Tereyağı

üzerine: yer fıstığı

şerbeti:
10 bardak su
1, 5-2 kg şeker
yarım limon suyu

Şekerpare Tarifi'nin Yapılışı

Unu yoğurma kabına alıp ortasını açın ve ortasına yumurtaları kırın. Tereyağını da koyun. Kenarlarına pudra şekerini ve kabartma tozunu döküp yoğurmaya başlayın. Biraz yumuşak bir hamur olacak. çok sert olmayacak.
Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp yuvarlayın ve yağlanmış tepsiye aralıklı olarak dizin üzerlerine birer adet tuzsuz yer fıstığı bastırın.
Fırında kontrol ederek üzerleri kızarana dek pişirin.
şerbeti için şekeri, limon suyunu ve suyu beraber kaynatın.
Tatlı fırından çıkınca şerbet sıcakken tatlı da sıcakken dökün.
şerbeti çekince servis edin.
Afiyet olsun.

3 Mayıs 2015 Pazar

biberli salçalı bulgur pilavı


şöyle taze taze yapılmış bir pilav yanında ayran ya da yoğurt ile.. mis mis. afyet olsun. :)


Biberli Salçalı Bulgur Pilavı
Biberli Salçalı Bulgur Pilavı Tarifi'nin Malzemeleri

2 su b. Pilavlık bulgur
3 adet çarliston biber
1 kuru soğan
2 yemek k. Tereyağ
yarım su b. Sıvı yağ
tuz( az koyun çünkü tavuk suyu tabletinde de tuz var. )
pulbiber
2 yemek k. Domates salçası
üzerini geçecek kadar sıcak su
2 adet tavuk suyu tableti

Biberli Salçalı Bulgur Pilavı Tarifi'nin Yapılışı

Yağları pilav tenceresine koyup içine doğranmış soğanları ekleyip kavurun. Daha sonra biberleri de ekleyin. Salçayı da ekleyip biraz daha pişirin. üzerine bulguru koyup biraz karıştırın ve azıcık kavurun. En son sıcak suyunu ekleyip karıştırın ve tavuk bulyonlarını da ekleyip iyice karıştırın. Tavuk bulyonları iyice ezin topaklanmasın. Az tuz ve pulbiber vs. Baharatlarını da ekleyip karıştırın ve kaynamaya bırakın.
Kaynayınca kısık ateşte demlenmeye bırakın.
Pilavın diriliğini kontrol edin ve altını kapatın.
üzerine bir kağıt halu koyup kapağını kapatın demlensin.
Daha sonra servis edin.
Afiyet olsun.

patates ve biber kızartması


kim sevmezki? :)

Patates Ve Biber Kızartması
Patates Ve Biber Kızartması Tarifi'nin Malzemeleri

İstenildiği kadar patates(taze ya da kuru)
istenildiği kadar biber
kızartmak için: sıvı yağ
Patates Ve Biber Kızartması Tarifi'nin Yapılışı

Taze patates kullanıyorsak kabuklarını soymadan bıçağın tersiyle kazıyın. Dilimleyip(ince uzun dilimleyin. ) suya koyun.
Kızgın sıvı yağa suyunu süzdürerek atıp kızartın.
Patatesler bitince ardından biberleri yıkayıp kurulayıp bütün olarak atın ve kızartın.
Servis tabağına alıp üzerlerine tuz serpip servis edin.
Afiyet olsun.

Sade Hamur Kızartması(pişi)




çok pratik ve lezzetli bir tarif.:)

Sade Hamur Kızartması(pişi)

Sade Hamur Kızartması(pişi) Tarifi'nin Malzemeleri

1 su b. Süt
yarım su b. Su
1 tatlı k. Karbonat
tuz
aldığı kadar un(çok sert olmayacak. )
kızartmak için: sıvı yağ
Sade Hamur Kızartması(pişi) Tarifi'nin Yapılışı

Tüm malzemelerle güzelce bir hamur yoğurun. Hamuru merdaneyle tezgahta açın ve kalıpla parçalar kesip kızgın sıvı yağda arkalı önlü kızartın.
Afiyet olsun.

2 Mayıs 2015 Cumartesi

patatesli gözleme











ister haftasonu kahvaltısına ister beş çayına. canınız ne zaman isterse. bu tarif şahane. :)

Patatesli Gözleme
Patatesli Gözleme Tarifi'nin Malzemeleri

2 su b. Süt
1 tatlı k. Karbonat
1 tatlı k. Tuz
aldığı kadar un(çok sert olmasın. )

iç harcı:
2 patates(rendelenmiş)
tuz, pulbiber, karabiber
sıvı yağ

üzerine: tereyağı

Patatesli Gözleme Tarifi'nin Yapılışı

Hamur malzemeleri ile güzelce bir hamur yoğurun. Patatesleri rendeleyip tavada az sıvı yağ ile biraz pişirin. Tuzunu ve baharatlarını ekleyip ocaktan alın.
Hamurdan parçalar koparıp üzerine un atıp merdaneyle tezgahta tabak büyüklüğünde açın. İçine patatesli harçtan koyup kapatın. ısınmış tavada arkalı önlü pişirin. Piştikten sonra üzerine tereyağı sürüp domates, salatalık, maydanoz vs. İle servis edebilirsiniz. Hamur bitene dek işlemi tekrarlayın.
Afiyet olsun.

1 Mayıs 2015 Cuma

muzlu hafif tatlı



hafif mi hafif: muzlu hafif tatlı :)

Muzlu Hafif Tatlı
Muzlu Hafif Tatlı Tarifi'nin Malzemeleri

1 lt süt
125 gr tereyağı
1 su bardağından bir parmak az un
9 yemek kaşığı toz şeker
1 paket vanilya
3 adet muz

Muzlu Hafif Tatlı Tarifi'nin Yapılışı

Tencerede tereyağını eritin.

Üzerine unu ekleyip biraz kavurun.

Daha sonra yavaş yavaş sütü, şekeri ekleyip karıştırarak muhallebi kıvamında pişirin.

Piştikten sonra ocaktan alıp içerisine 1 paket vanilyayı koyup karıştırın.

İşlem bittikten sonra muhallebiyi soğumaya bırakın.

Muzları dilimleyin.

Kup bardaklarına muzların yarısını paylaştırın.

Üzerine düzgün bir biçimde muhallebiyi dökün.

En son işlem olarak kalan muz dilimlerini koyup süsleyin.

Buzdolabında soğuduktan sonra servis edin.

Afiyet olsun…